İSTANBUL … AĞIR CEZA MAHKEMESİNE
DOSYA NO : 2024/… ESAS
ESAS HAKKINDA
SAVUNMA SUNAN SANIK :
MÜDAFİİ : AV SİNEM SARI
KONU : Sayın savcılık makamının mütalaasına karşı esas hakkında
savunmalarımızın sunulmasıdır.
AÇIKLAMALAR
Sayın Mahkemeniz nezdinde görülmekte olan yukarıda yazılı dosya kapsamında; sayın iddia makamının esas hakkındaki mütalaasıyla müvekkillin 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan beraatine ve ‘Kasten Öldürme’ suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi talep edilmiş olup; sayın iddia makamının mütalaasının aleyhe kısımlarına iştirak etmediğimizi belirterek itirazlarımızı sunmaktayız. Şöyle ki;
Sayın Savcılık Makamının mütalaasında; müvekkil hakkında 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan ‘Beraat’ talebine iştirak ettiğimizi, ancak müvekkilin ”Kasten Öldürme suçuna fikir ve eylem birliğiyle katılma” iddiasıyla cezalandırılması yönündeki talebe katılmadığımızı önemle belirtiriz. Sayın iddia makamının mütalaasının dayandırıldığı cezalandırma talebi; mevcut delillerin hatalı ve eksik değerlendirilmesine dayalı olup, hukuki dayanaktan yoksundur. Zira dosya kapsamında bulunan maddi deliller, müvekkilin eyleminin öldürme kastı içermediğini ve diğer sanık ile aralarında TCK m. 39 anlamında bir fikir ve eylem birliği bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Şöyle ki;
I-) SAYIN SAVCILIK MAKAMININ MÜTALAASIYLA CEZALANDIRILMASI TALEBİ; SANIKLAR ARASINDA FİKİR VE EYLEM BİRLİĞİNİN BULUNMAMASI NEDENİYLE KABUL EDİLEMEZ NİTELİKTEDİR.
A- Dosya kapsamında bulunan olay yeri çevresine ilişkin kamera görüntüleri, müvekkilin diğer sanıkla birlikte hareket etmediğini, olay yerinden YALNIZ AYRILDIĞINI açık şekilde ortaya koymaktadır.
Sayın Savcılık Makamının ‘Sanıkların birlikte hareket ettikleri ve birlikte kaçtıkları’ yönündeki değerlendirmesi, dosya kapsamında bulunan objektif delillerle ve kamera kayıtlarıyla çelişmektedir. Zira dosya kapsamında bulunan mezarlık içi kamera görüntülerinde; müvekkilin olay sonrasında diğer sanığın kaçtığı yönden gittiği ancak 112 araması sonrasında müvekkilin bölgeden yalnız başına ayrıldığı açıkça görülmektedir. Müvekkilin olay sonrası olay yerinden diğer sanığın peşinden gitmiş olması, paniğin doğal sonucu olarak değerlendirilmelidir. Her ne kadar görüntülere ilişkin bilirkişi raporunda bu hususa ilişkin tespit yapılmamış olsa da; aşağıda sunmuş olduğumuz (1) ve (2) No’lu fotoğrafta görüleceği üzere olaydan sonra müvekkilimizin ters istikametten yalnız başına yürüdüğü görülmektedir.
(1) NO’LU FOTOĞRAF
(2) NO’LU FOTOĞRAF
B- Dosya kapsamında tespiti yapılmamış olsa da; bulunan olay yeri çevrisine ilişkin kamera görüntülerinde müvekkilin diğer sanığı ENGELLEMEYE ÇALIŞTIĞI izlenmektedir.
Sayın mahkemenizce görülen ilk duruşmada verilen (14) No’lu ara karar gereği ‘Sanıklar arasında bir durdurma/tartışma olayının yaşanıp yaşanmadığı’ hususunda rapor düzenlenmesi istenmiş ise de; Adli Video Analizi Bilirkişi Raporu’nda bu hususa ilişkin tespit yapılmamıştır. Halbuki bu husus sanıklar arasında fikir ve eylem birliği bulunmadığını gösteren yegane delil niteliğinde olup, önemle değerlendirilmesi gerekmektedir. Bilirkişi raporunun yetersiz kalması nedeniyle elimizdeki teknolojik imkanlar dahilinde bir takım iyileştirmeler ve alıntılar yapılarak sayın mahkemeye sunmak gerekmiştir. İşbu savunma dilekçemizde (3) ve (4) No’lu fotoğraf ve alıntı bölümlerinde de açıkça görülmektedir ki; müvekkil diğer sanık ile birlikte hareket etmemekte, aksine olay yerine gidiş sırasında diğer sanığı durdurmaya çalışmakta, kolundan tutarak müdahalede bulunmaktadır.
(3) NO'LU FOTOĞRAF:
Müvekkilin bu eylemleri suça iştirak etme iradesini değil, engelleme yönünde bir irade taşıdığını gösterdiğinden atılı suçtan beraati gerektiği kanaatindeyiz.
(4) NO'LU FOTOĞRAF:
C- Dosya kapsamında bulunan Adli Video Analizi Bilirkişi Raporu ve Otopsi Bulguları, müvekkilin maktule yönelik herhangi bir EYLEMİNİN BULUNMADIĞINI açık şekilde ortaya koymaktadır.
Dosya kapsamında bulunan Adli Video Analizi Bilirkişi Raporu’nda görüldüğü üzere; olay yerinde bulunan 3 farklı şüpheli şahsın eylemleri incelenmiştir. İşbu bilirkişi raporunda kamera kayıtlarının incelenmesinde yeterli netleştirme yapılamamış olsa da; olay yerinde maktule en yakın olan şahsın diğer sanık olduğu tespit edilmiştir. Dosya kapsamında bulunan Adli Tıp Kurumu otopsi raporu da; maktulün vücuduna yalnızca bir adet mermi çekirdeğinin isabet ettiğini ve atışın bitişik atış mesafesinden atıldığını kesin olarak ortaya koymuştur. Bu doğrultuda müvekkilin maktule kılıç benzeri cisimle vurması da, maktule hiç yaklaşmayan birine göre hayatın olağan akışına aykırı bir durumdur. Buna karşılık, müvekkilin kamera görüntülerinde silah veya kılıç kullanımı bir yana, maktule yaklaştığı veya fiziksel bir saldırıda bulunduğu dahi görülmemektedir. Neticeten sayın savcılık makamının mütalaası ile müvekkilin maktulün ölümüne sebep olan eyleme fikir ve eylem birliği içerisinde katıldığı yönündeki iddiası; dosya kapsamında bulunan delillerle özellikle de kamera kayıtlarıyla açıkça çeliştiğinden iştirak etmemekteyiz.
D- Dosya kapsamında bulunan tanık beyanları ve olayların gelişimine dair deliller, müvekkilde İŞTİRAK KASTININ BULUNMADIĞINI ortaya koymaktadır.
TCK md.37/1 hükmü ile iştirak kastının oluşabilmesi için failler arasında önceden varılmış bir suç iradesi ortaklığı gerekmektedir. Ancak sayın savcılık makamının mütalaasında ortak suç işleme iradesi olduğu iddiası tamamen varsayımsal olup; müvekkilin diğer sanığın ani eylemine öngörüsüz şekilde yakalanmış olması aynı fikirde olmadıklarını ve eylem birliğinin bulunmadığını göstermektedir. Zira Adli Video Analizi Bilirkişi Raporu’nda tespit edilen şüpheli şahıslardan olan müvekkilin, kırmızı bir noktadan ibaret olduğu ve bu kırmızı noktanın ne yapacağını bilemez halde bir o tarafa bir bu tarafa koşturduğu açıkça görülmektedir. Nitekim dosya kapsamında beyanı alınan ve olayın hemen öncesinde sanıkları gören tanıklardan …. ve …..; sanıkların aralarında bu yönde bir planlama konuşması yapıldığından bahsetmemişlerdir. Ayrıca müvekkilin olay öncesinde sohbet esnasında gerçekleştirdiği davranışları, suça iştirak edecek bir niyeti olmadığını da göstermektedir. Müvekkilimiz, olay yerine diğer sanık veya maktulün olası saldırısını önlemek ve aralarında çıkabilecek tartışmayı engellemek maksadıyla gitmiştir. Dosya kapsamında bulunan kamera kayıtları, otopsi raporu, tanık beyanları ve 112 Acil Çağrı Kaydı gibi delillerin tamamı değerlendirildiğinde; TCK m. 39 anlamında müvekkil yönünden suçu işleyen, yardım eden, yönlendiren veya katkı sağlayan bir irade bulunmadığı sabit olup, üzerine atılı suçtan beraati gerektiği kanaatindeyiz.
II-) SAYIN SAVCILIK MAKAMININ MÜTALAASIYLA CEZALANDIRILMASI TALEBİ; MÜVEKKİLİN ÖLDÜRME KASTININ BULUNMAMASI NEDENİYLE KABUL EDİLEMEZ NİTELİKTEDİR.
A- Müvekkilin olay sonrasında 112’Yİ arayarak YARDIM ÇAĞRISINDA bulunması; öldürme kastının bulunmadığını göstermektedir.
Dosya kapsamında bulunan 112 ses kayıtlarında, olay sonrası ilk aramayı yapan ve yardım çağrısında bulunan kişinin müvekkil sanık olduğu sabittir. Müvekkilin olayın hemen sonrasında 112’yi araması; maktulün yaşamasını istediğini, olayı engelleme ve müdahale etme kastı taşıdığını, diğer sanığın suçuna katılma veya öldürme kastı olmadığını açıkça göstermektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarına göre, failin derhal sağlık ekiplerine haber verip müdahale çağrısında bulunmasının, öldürme kastı ile hareket edilmediğinin güçlü karinelerinden biri olduğu yönündedir. Müşterek faillik; suçun birlikte kararlaştırılması, iş bölümü yapılması ve icra hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesi durumunda söz konusu olacakken; müvekkilin bu yönde bir eylemi olmadığı sabit olduğundan sanıkların fikir ve eylem birliğinde bulunduğu iddiası kabul edilemez niteliktedir.
B- Dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporları ve tanık beyanları, müvekkilin olay yerinde diğer sanıkla BİRLİKTE HAREKET ETMEDİĞİNİ göstermektedir.
Ayrıca 112 Acil Çağrı kayıtlarının çözümünün yapıldığı bilirkişi raporunda görüldüğü üzere; 2. acil çağrı kaydı içeriğinde diğer sanığın görevlilere hitaben “Ben orada değilim, ayrıldım.” beyanında bulunduğu, böylece diğer sanığın olay yerinden uzaklaştığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla iş bu çözüm raporu ve kamera kayıtları birlikte değerlendirildiğinde; diğer sanığın olay yerinden hemen uzaklaştığı, yanında müvekkilimin olmadığı, yardım çağrısını müvekkilimin yaptığı ve sanıkların birlikte hareket etmedikleri açıkça anlaşılmaktadır. Müvekkilin olay yerinde diğer sanık ile birlikte hareket etmediği sabit olduğundan, sayın savcılık makamının mütalaasına iştirak edememekteyiz.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2014/5285 Esas ve 2015/1311 Karar:
”… a) Sanık ..’nin maktulü öldürmesinde sanıklar .., .. ve ..’in; sanık ..’nin mağduru öldürmeye teşebbüs etmesinde ise sanıklar .. ve .., ani gelişen olayda sanık .. ile fikir ve irade birliği içinde hareket ettiklerini gösterir kesin ve inandırıcı kanıt bulunmadığı anlaşıldığı halde, sanıkların beraatleri yerine kasten öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüse yardım suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi
b) Sanık .. mağdura yönelik eylemi yönünden ise;
Sanık ..’in, sanık .. ile fikir birliği içerisinde hareket ettiğini kabule yetecek kesin deliller bulunmadığı ve sanığın ani gelişen olayda mağdur ..’e yumruk ile vurma şeklindeki eyleminin suça doğrudan katılma ya da suça yardım olarak kabul edilemeyeceği anlaşıldığından, sanık .. mağdura yönelik yaralama eylemi ile ilgili olarak hukuki durumunun TCK’nun 86. maddesi kapsamında alınacak raporun sonucuna göre değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde kasten öldürmeye teşebbüs suçuna yardımdan hüküm kurulması bozmayı gerektirmiş…”
III-) SAYIN SAVCILIK MAKAMININ MÜTALAASIYLA CEZALANDIRILMASI TALEBİ; OTOPSİ VE BİYOLOJİK İNCELEME RAPORLARI, MÜVEKKİLİN ÖLDÜRÜCÜ EYLEMİ GERÇEKLEŞTİRMEDİĞİNİ SABİT KILDIĞINDAN KABUL EDİLEMEZ NİTELİKTEDİR.
A- Dosya kapsamında bulunan Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen OTOPSİ RAPORU’na göre, maktulün ölüm nedeninin ateşli silahla bitişik atış mesafesinden gerçekleştirilen atışa bağlı iç kanama olduğu tespit edilmiş olup, maktulün vücudunun hiç bir yerinde kesici-delici alet izine, ezici tramvatik lezyona veya künt tramva bulgusuna rastlanmamıştır. Dosya kapsamında bulunan BİYOLOJİK İNCELEME RAPORU’ndan da anlaşılacağı üzere müvekkilin elinde bulunduğu iddia edilen kılıç benzeri cismin üzerinde de kan ve doku izine rastlanmamıştır. Bunun yanı sıra dosya kapsamında bulunan hiçbir maddi delil, müvekkilin maktulü öldüren silahla ilişkisini ortaya koyamamış, aksine eldeki veriler öldürücü atışı yapanın diğer sanık olduğunu göstermektedir. Sayın savcılık makamının mütalaasında da belirtildiği üzere söz konusu kılıç benzeri cisim; İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü raporuna göre, her iki ucu da küt olup, kesici ve delici özelliği bulunmamaktadır. Dosya kapsamında bulunan tıbbi delillerin hiçbirinde; müvekkilin suç eylemine katılımını doğrulayan bir bulguya rastlanmamıştır. Bu doğrultuda müvekkil olayda kılıç benzeri cismi kullanmadığı halde bu şekilde bir değerlendirme yapılma ihtimalinde; aletin öldürücü nitelikte olmadığı ve fiziksel illiyet bağının yokluğu dikkate alınmalıdır.
B- Dolayısıyla dosya kapsamında bulunan Otopsi, Biyolojik İnceleme ve diğer teknik raporlar; müvekkilin öldürücü eylemi gerçekleştirmediğini ortaya koyan maddi delillerdir. Dolayısıyla sayın savcılık makamının müvekkilin öldürme eylemine fail derecesinde katkı sağladığı iddiasını destekleyecek herhangi bir somut delil bulunmadığından müvekkilin beraati gerektiği kanaatindeyiz
VI-) SAYIN SAVCILIK MÜTALAASINDA LEHE DELİLLER GÖZ ARDI EDİLMİŞ OLUP, ŞÜPHEDEN SANIK YARARLANIR İLKESİ GEREĞİ BERAAT KARARI VERİLMESİ GEREKTİĞİ KANAATİNDEYİZ.
Dosya kapsamında müvekkil aleyhine ileri sürülen iddialar ve sayın savcılık makamının cezalandırma talebi, kesin ve inandırıcı delillerle desteklenmemektedir. Özellikle belirtmek isteriz ki; müvekkilin suçluluğuna ilişkin iddialar şüpheden öteye geçememekte ve doğrudan bir delil yetersizliği olduğundan bu şüphenin müvekkil lehine yorumlanması gerekmektedir.
Sayın mahkemenize sunmuş olduğumuz talep üzerine Jandarma Genel Komutanlığı’na müzekkereye istinaden delil niteliğindeki NAKİL ARACI KAYITLARININ gönderilmesi istenmişse de, teknik arıza gerekçesiyle ilgili kayıtların gönderilemediği anlaşılmıştır. Ancak maalesef ki yaşanan TEKNİK ARIZA; maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından son derece hayati öneme haiz bir delilin maddi imkânsızlık nedeniyle dosyaya kazandırılamamasına yol açmıştır. Bu doğrultuda müvekkilin adil yargılanma hakkı zedelenmiş ve savunma hakkı telafisi güçlükler doğuracak şekilde ihlâl edilmiştir. Zira bahsi geçen deliller, diğer sanığın bizzat kendi beyanlarıyla suç ikrarını, müvekkilin eyleme iştirak etmediğini ve masumiyetini teyit eden delillerdir. Dolayısıyla maddi gerçeğe ulaşmak için son çare olan delilin kaybolması; müvekkil aleyhine yorumlanmamalı; mevcut delillerin değerlendirilmesinde şüphe ilkesinin müvekkil lehine değerlendirilmesi suretiyle müvekkilin beraatine karar verilmesi gerektiği kanaatindeyiz
V-) SAYIN SAVCILIK MAKAMININ MÜTALAASININ DİĞER SANIĞIN ÇELİŞKİLİ BEYANLARINA DAYANDIRILMASI; CEZA YARGILAMASININ TEMEL İLKELERİYLE BAĞDAŞMAMAKTADIR.
A- Diğer sanık beyanında; müvekkilin olay esnasında kılıç benzeri cisimle maktule vurduğu iddiasında bulunmuş, maalesef ki sayın savcılık makamı bu mesnetsiz iddiayı mütalaasının gerekçesi olarak nitelendirmiştir. Ancak diğer sanık ile müvekkil arasında ÇIKAR ÇATIŞMASI mevcut olup; diğer sanığın müvekkil aleyhindeki beyanlarının şüpheyle karşılanması gerekmektedir. Buna rağmen sayın savcılık makamının; diğer sanığın güvenilmez olan beyanlarını cezalandırma talebinin gerekçesi olarak nitelendirilmesi adil yargılanma ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla diğer sanığın beyanları başkaca deliller ile doğrulanmak bir yana, bizzat maddi bulgular ve delillerle çeliştiğinden, bu beyanların hükme esas alınmaması gerektiği kanaatindeyiz.
B- Diğer sanığın bu aşamaya kadar vermiş alınan beyanları incelendiğinde; ciddi çelişkiler ve tutarsızlıklar barındırdığı görülmekte ve suçun gerçek faili olduğunu ortaya koymaktadır. Hatta Sayın Savcılık Makamı da bu gerçeği göz önünde bulundurarak mütalaada bulunmuştur. Dolayısıyla diğer sanığın beyanlarının kendi içinde ve somut delillerle çelişmesi; bu beyanlara dayanarak müvekkil aleyhine sonuç çıkarılmasını hukuken olanaksız kılmaktadır. Kaldı ki, diğer sanığın beyanları tümden değerlendirildiğinde suçtan kurtulmak adına müvekkili olaya dahil etmeye çalıştığı anlaşılmaktadır. Diğer sanık aşamalarda alınan beyanlarında; birden fazla versiyon sunmuş; bir ifadesinde ‘Arkasını döndüğünü, sonra silah sesi duyduğunu’, bir diğerinde ‘Vurma anını gördüğünü’ beyan etmiş; bu iki beyan taban tabana zıttır. Ayrıca müvekkilin kız arkadaşıyla ilgili husumet gerekçesi kurmaya çalışmış ama bu gerekçeyi olaydan önce kimseyle konuşmadığını beyan etmiştir. Halbuki tanık ….’nın, maktul ile müvekkilin kız arkadaşı arasında herhangi bir ilişki olmadığı yönündeki beyanı; diğer sanığın yaratmaya çalıştığı ‘Sözde ihanet gerekçeli husumet iddiasını’ temelsiz kılmaktadır.
Dosya kapsamında toplanan deliller ışığında; diğer sanığın sahte husumet iddiası dışında müvekkilin maktul ile geçmişe dayalı bir anlaşmazlığı, kişisel husumeti ya da intikam saiki tespit edilememiştir. Aksine diğer sanık ile maktul arasında KÖPEK KONUSUNDA HUSUMET olduğuna dair bir takım iddialar ve deliller yer almakla birlikte, müvekkilin maktulle herhangi bir kişisel bağı veya çatışması olmadığı dosya kapsamında sabit olduğundan müvekkilin beraati gerektiği kanaatindeyiz.
VI-) KABUL ETMEMEKLE BİRLİKTE USULEN BELİRTMEK GEREKİR Kİ; DELİLLER, MÜVEKKİLİN OLAYDAKİ ROLÜNÜN EN FAZLA “YARDIM ETME” NİTELİĞİNDE OLABİLECEĞİNİ ORTAYA KOYMAKTADIR.
Dosya kapsamında toplanan delillerin çoğu kısmının MÜVEKKİLİN LEHİNE DELİLLER olması ve müvekkilin yargılama sürecindeki tutumu gibi hususlar da dikkate alındığında müvekkilin atılı suçu işlemediği ve beraati gerektiği, yardım eden sıfatıyla dahi cezalandırılmasına yer olmadığı kanaatindeyiz. Ancak usuli olarak, esasa ilişkin savunmalarımızın nihai kısmında bu alternatifi belirtme zorunluluğu hasıl olduğundan olası bir cezalandırma halinde lehe hükümlerin uygulanmasını talep etmekteyiz.
Yukarıdaki bölümlerde izah ettiğimiz üzere, kesinlikle kabul etmemekle birlikte; dosya bulguları müvekkilin eyleminin müşterek faillik boyutunda olmadığını, en fazla suçun işlenmesine ‘Yardım Etme’ kapsamında değerlendirilebileceğini göstermektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun emsal nitelikteki kararlarında da belirtildiği gibi, bir sanığın öldürme suçunun icrasına müşterek fail olarak katıldığı hususu şüpheli kalırsa, fail olarak cezalandırılması yerine eyleminin yardım etme olarak kabulü zorunludur. Somut olayda da, müvekkilin kasten öldürme fikir ve eylem birliği olduğu yönünde mahkûmiyete yeter derecede kesin kanıt bulunmadığından; öldürme eylemine müşterek fail olarak katıldığı da şüphede kalmaktadır. Bu doğrultuda TCK md. 39. uyarınca ancak yardım eden sıfatıyla sorumluluk düşünülebilir ki, yardım eden olarak sorumluluk, fail olarak sorumluluktan çok daha hafif bir hukuki nitelendirmedir. TCK md.39’e göre suça yardım eden, suçun işlenmesinde fail derecesinde hakimiyet kurmayan, ancak maddi veya manevi katkı sağlayan kişidir. Müvekkil suçun işlenmesine maddi veya manevi bir katkı sağlamamış olsa da, en kötü ihtimalle diğer sanığın işlediği suça dolaylı bir yardım sağlamış olabileceği ileri sürülebilir. (O da kesin değildir, fakat mahkemeniz aksi kanaatte ise bu şekilde değerlendirme yapılması gerektiği kanaatindeyiz.)
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2024/1873 Esas ve 2024/7535 Karar:
‘… sanık …’in yağma suçunu işlemeye karar verdikleri, olaydan bir gün önce bu amaçla olay yerinde keşif yaptıkları, olay günü birlikte maktule ait kuyumcu dükkanının önüne geldikleri, taktıkları atkı ve bereler ile kendilerini tanınmayacak hale getirdikleri, temyiz dışı sanık …’in elinde av tüfeği olduğu halde birlikte kuyumcu dükkanından içeri girdikleri, bu sırada tanık … ile maktulün dükkanda bulunan altınları, kapanış saatinin gelmesi nedeniyle kasaya koymakta oldukları, …’in elinde tüfek ile tezgahın ön kısmında bulunan maktulün karşısında durarak “bu bir şaka değil, ne olduğunu biliyorsun, sakın bir şeye dokunma, hareket etme” dediği, sanık …’in ise elinde pembe bir torba ile tezgahın arka kısmına maktulün yanına geçtiği, kasadan ziynet eşyalarını almak için maktulü iteklemeye başladığı, maktulün direnmesi üzerine iteklemeye devam ettiği sırada …’in av tüfeği ile maktule bir el ateş ederek vurduğu, sanık … ile …’in panikledikleri ve birlikte herhangi bir şey almadan oradan kaçtıkları, maktulün boyun sağ yandan isabet eden av tüfeği toplu giriş yarası nedeniyle kemik kırıkları ile karakterli büyük damar ve iç organ harabiyetinden gelişen iç-dış kanama sonucu olay yerinde hayatını kaybettiği anlaşılan olayda, sanık …’in öldürme eyleminde, temyiz dışı sanık … ile 5237 sayılı Kanun’un 37. maddesi kapsamında fikir ve eylem birliği içinde olduğuna ilişkin kesin kanıtların bulunmadığı, ancak olayın seyri ve gelişimi gözetildiğinde; sanığın, diğer sanık … ile birlikte bir gün önceden keşif yapmış olması, … ile birlikte hareket etmesi, suç yerinden elde edilen kamera kayıtlarına göre maktulün vurulma anında bulunduğu nokta ve maktule göre konumu, maktulün vurulmasından sonra ise diğer sanık ile birlikte iş yerini terk etmiş olması birlikte değerlendirildiğinde, sanığın, suça 5237 sayılı Kanun’un 39. maddesi kapsamında yardım eden olarak katıldığının kabulü gerektiği anlaşıldığından, nitelikli kasten öldürmeye YARDIM ETME suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde iştirak derecesinin tespitinde yanılgı değerlendirme sonucu asli fail olarak kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.”
Dolayısıyla, sayın mahkemenizce müvekkilin tamamen beraatine karar verilmeyecek olması İHTİMALİNDE; müvekkil lehine en düşük cezanın tayini gerektiği kanaatindeyiz.
Yukarıda izah etmeye çalıştığımız sebepler ve sayılan tüm maddi ve beşeri deliller ışığında; müvekkilin öldürme eylemini gerçekleştiren asli fail olmadığı, olayın ardından 112’yi aradığı, kaçmak yerine yardım çağırdığı, diğer sanıkla farklı yönlere gittikleri, olay yerine giderken kolundan tutup engellemeye çalıştığı, herhangi bir silah (ateşli veya kesici) kullanmadığı, öldürme kastı veya eylemsel katkısı olmadığı sonucuna varıldığından; müvekkil hakkında kuvvetli suç şüphesinin artık ortadan kalktığı kanaatindeyiz. Müvekkilim hakkında isnat edilen ‘KASTEN ÖLDÜRMEYE İŞTİRAK’ suçlamasının hukuken ve fiilen geçerliliği bulunmadığından üzerine atılı tüm suçlardan beraatine ve tahliyesine karar verilmesini saygılarımızla talep etmekteyiz. Kesinlikle kabul etmemekle birlikte; eğer Sayın Mahkemeniz aksi kanaatte olup müvekkilin cezalandırılmasını gerekli görürse, fiilin hukuki niteliğinin TCK md.39 kapsamında değerlendirilerek yardım eden sıfatıyla en alt hadden hüküm kurulmasını ve bu halde dahi müvekkilin tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak tahliyesini talep etmekteyiz.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda izah etmeye çalıştığımız sebepler ve sayın mahkemenizce resen gözetilecek sebepler doğrultusunda;
1-) Öncelikle müvekkilin BİHAKKIN TAHLİYESİNE,
2-) Müvekkil sanık hakkında üzerine atılı suçtan BERAATİNE,
3-) Sayın mahkemenizin aksi kanaatte olması halinde CMK md.192 gereği LEHE OLAN KANUN HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASINA,
karar verilmesini saygılarımızla vekaleten talep ederiz.
ESAS HAKKINDA SAVUNMA SUNAN SANIK
MÜDAFİİ
AV. SİNEM SARI


